RİSÂLE'İ NUR KÜLLİYATINDA BULUNAN ŞİRK, HURAFE VE YALANLAR
(95.YAZI)
Said Nursi'nin Risâle-i Nur Külliyatı son derece zor ve uzun cümlelerle meydana gelmiştir.
Risâle-i Nurları okuyun cahiller üzerinde sahte bir derinlik duygusu bırakmakta Arapça ve Farsça kelimelerle sanki gizemli bir ilim ve ledünni bir ilham hissini vermektedir.
Onu okuyan kişi bu zor anlaşılır kelimelerde büyük bir ilim olduğunu zanneder.
Bütün dini cemaat ve tarikatlar, özellikle Said Nursi ve manevi talebesi F Gülen hitap ettikleri insanları etkilemek için âyetlerin metinlerini okudukları gibi, bilim çevrelerinden, yabancı dillerden kelimeler seçerek kitleler üzerinde bir dil sahtekarlığı meydana getirirler.
Cemaat ve tarikatlarda anlaşılır ve açık olmak nedense istenmez ve işin büyüsü bozulur kaygısı hakimdir.
İşte Said Nursi ve F Gülen bu dil sihirbazlığını kullanan en önemli şahsiyetlerdir.
Dolayısıyla Risâle-i Nur'un çetrefilli, zor, karmaşık ve yabancı kelimelerden olması tabii olarak cemaat içinde bir imam, abi, abla anlatıcı, yönlendirici, müderris sınıfı meydana getirmiştir.
Bu imam ve hatip sınıfı Said Nursi ve F. Gülen'in kitaplarından seçtikleri pasajları hikmetli edalarla sanki vahiy okuyarak Kur'an cahili şakirtlere sunarlar.
Şimdi bakın sanki gayb bilgisi Said Nursi'nin yanındaymış gibi, şöyle diyor :
"Risâle-i Nur'un şehit kahramanı Hafız Ali adlı şakirt ölürken meleklere Risâlelerle cevap verdi"
(Şualar- 259; Asa-yı- Musa- 78)
Sen onun şehit olduğunu ve meleklere Risâlelerle cevap verdiğini nereden biliyorsun!
Bu apaçık bir yalan değil mi? Fetö'nün lideri F Gülen beddua etmeyi hocası Said Nursi'den öğrenmiştir.
Diyor ki: "Risâle-i Nur'a bozguncu diyenin dili kurusun"
(Şualar- 285)
"Bana hiddet edildi, bende hiddet ettim, kapıları kapansın" dedim, kapıları kapandı"
( Şualar- 302)
Said Nursi bedduasının Allah indinde kabul edileceğine o kadar emin ki, aynen şöyle diyor:
"Hatta bu defa bana beş vecihle kanunsuz, bayramda, düşmanlarımın planıyla bana ihanet eden o malum adama şimdilik bir bela gelmesin diye telaş ettim. Çünkü mesele şaşaalandığı (yayıldığı) için doğrudan doğruya avamı nas (cahil insanlar) bana makam verip harika bir keramet sayabilirler diye dedim. "Ya Rabbi! Bunu islah et veya cezasını ver. Fakat böyle kerametvâri (keramet şeklinde) bir sürette olmasın"
( Emirdağ Lahikası-1,75 )
Yukarıda görüldüğü gibi, Said Nursi, düşmanlarına nasıl ceza verileceğinin talimatını Allah'a vermekten utanmıyor.
Fetö, takiyeyi Said Nursi'den öğrenmiştir.
Said Nursi talebelerine aynen şu talimatı veriyor.
"Kardeşlerim çok dikkat ve ihtiyar dediniz sakın sakın hocalarla münakaşa etmeyiniz.
Mümkün olduğu kadar müsamahakârâne davranınız, enaniyetlerine dokunmayınız, bid'at taraftarı da olsa ilişmeyiniz. Karşımızda dehşetli zındıka varken mubtedilerle uğraşıp onları dinsizlerin tarafına sevk etmemek gerekir.
Eğer size ilişmek için gönderilmiş hocalar rastgelirseniz, mümkün olduğu kadar münazara ( tartışma) kapısını açmayınız.
İlim kisvesiyle itirazları, münafıkların elinde bir senet ( dayanak-delil) olur. İstanbul'da ihtiyar hoca'nın ne kadar zarar verdiğini bilirsiniz.
Elden geldiği kadar Risâle-i Nur lehine çevirmeye çalışınız"
(Emirdağ Lahikası- 1, 133)
Yukarıdaki cümleler Said Nursi'nin dürüst olmadığını açık olarak gösteriyor.
Said Nursi şuurlu hocalardan korktuğu kadar Allah'tan korkmayan bir adamdır.
Şakirtlerine "Kur'an'ı bilen hocalara karşı takiyye yapmalarını" tavsiye ediyor.
Çünkü hurafelerinin Kur'an karşısında hiçbir hükümlerinin olmadığını gayet iyi biliyor.
Madem kendine ve eserine o kadar güveniyorsun, neden munazaradan kaçıyorsun.
Birde Kur'an ehli muvahhidler hakkında Said Nursi'nin, "enaniyetlerine dokunmayınız" ve "bid'at taraftarı..." demesi yokmu, insan hayretler içinde kalıyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder