TESBİH, SALÂT ve VAKİT (5)(25.YAZI) "Az bir kısmı dışında geceleri kalk (ayakta ol). Yarısı kadar veya ondan
az eksiği ya da fazlası kadar. Kuran’ı azar azar düşüne düşüne oku.
Gerçekten senin üzerine oldukça ağır bir söz bırakacağız" (Müzzemmil-2/5)
Gördüğümüz gibi Müzzemmil’de Resül bir eğitim sürecine sokuluyor. Bu kapsamda biz de elbette üzerimize düşen dersialıyoruz. Peki, müddessir olana Müddessir süresinde ne deniyor?
"Kalk, artık uyar yani Rabbini yücelt. Elbiselerini temizle ve kötülüklerden
uzaklaş" (Müddessir-2/5)
Gördüğümüz gibi Müddessir’de Resül'e harekete geçmesi
emrediliyor ve uygulama süreci başlıyor. Kur'an insanlara âyetlerini
yaşatır ve kendisini tekrar tekrar ispat eder. Sırası gelen âyet,
izdüşümlerini bir şekilde herkese gösterir. Şu kitabı hakkıyla yani güzel niyetle okumaya başlayan herkes Müzzemmil ve Müddessir
aşamalarını ve benzer süreçleri üç aşağı beş yukarı her zaman
yaşamaktadır.
Tâbi ki anlamadan iman eden çoğunluğu kastetmiyorum.Müzzemmil süresinin ana konusu gece okuma, düşünme, akletme
ve öğrenme üzerinedir. Gece okumalarının (tesbihlerinin) nasıl
yapılması gerektiği üzere tavsiyeler içerir. Aynı zamanda gerçeğe
uyanmakta olan kişiye çevresinin tepkilerine karşı mucadele azmi yani psikolojik bir destek verir.
Peki gece neden o kadar önemlidir?
"Doğrusu gece neşesi etki bakımından daha kuvvetli, okumak
bakımından daha sağlamdır"(Müzzemmil-6 Günümüzden örnek verecek olursak. Öğrencilerin, çeşitli sınavlara
hazırlanmakta olan gençlerin, kitap okumayı alışkanlık haline
getirenlerin, akademisyenlerin, fikir üzerine çalışanların, yazarların,
araştırma yapanların çok iyi bilebileceği gibi gece fikri çalışma
yapmak gündüze göre çok daha verimlidir. İşte her şeyi en ince detayına kadar bilen yüce Allah'ın âyette bize hatırlattığı şey tam da budur. Periyodik olarak gece Kuran okumaları yapan kişiler de bu gece gündüz ayrımını çok iyi bilirler.
Maalesef bugün elimizde olan birçok mealin yazarının (istisnalar
hariç) âyetlerin çevirilerini yaparken bağlam ve bütünlükten kopmakta
olduğunu muşahede ediyoruz. Önce ve sonra gelen âyetleri, söylemlerinin aksine kâfi
biçimde dikkate almadıklarını, âyetlerde geçen kelimelerin anlamı
üzerinde yeterince düşünmediklerini, çoğunun böyle bir
yeteneğinin olmadığını görüyoruz. Kelimeleri çevirirken genelde
başkasının çevirilerinde kullandığı kelimeyi aynen kopyaladıklarını,
elde mevcut kadim sözlüklerden yeterince faydalanmadıklarını,
Kur'an’ın içinde aynı kelimenin ne kadar, nerede ve cümle içerisinde
nasıl kullanıldığını göz ardı ettiklerini, geleneğin dayattığı kirli
bilgilerle kelimeler üzerinde hiç düşünmeden bazı anlamları baştan
doğru kabul ettiklerini, en kötüsü akıllarını kullanmaktan korktuklarını görüyoruz.
Dolayısıyla Kur'an’ı Türkçe olarak okuyan kişiler bile zaman zaman
okuduklarını anlamakta zorlanıyorlar.
Adeta alakasız birkaç konu peş peşe veriliyor ya da aynı ayet içinde
bile farklı konulardan bahsediliyor zannı uyanıyor. Oysa çoğu zaman
âyetler gruplar halinde, kendini, öncesini, sonrasını açıklayıcı ifadelerle dolu. Ama okunanı parça parça eden anlayış âyetlerdeki kelimelerin, hep kafasındaki veya din atalarından gelen anlamların
karşılığını verdiğini zannediyor. Kelimelerin kendi zamanlarına ve coğrafyalarına izdüşeceği ihtimalini göremiyorlar. Aykırı söylem
sahiplerini ise dini eğitim, dil ve usul bilmemekle karalıyor, gerçeğin
ortaya çıkmasına engel oluyorlar.
Oysa kitap ister Arapça olsun ister bir başka lisanda, onu ancak hakkıyla okuyanlar, ona teslim olanlar,
ona gerçekten iman edenler anlayacaktır. Elbette boş konuşanlar
çoktur ve hep olacaktır. Ama bak her zaman haktır. Akademik yetkinlik Allah’ın
ilminin yansıması değil, beşerî ilmin kurumlarında verilen
diplomadan ya da fırkasal sivil yolların kişisel ve taraflı
icazetlerinden ibarettir. Akademisyenler de keşke bunu bilseler ve beşerî ilimle hür tefekkürü birleştirdikleri oranda önlerinde daha
güzel çalışmalar ve çeviriler yapabilme imkânlarının serili olduğunu görebilseler.
Şayet öyle yapsalardı “Geceleyin kalkmak, pek meşakkatlidir, fakat
ibâdet için de gece, pek uygun.” ya da “Gece ibadeti” ya da “teheccüd
namazına kalkmak” vesair sözde çeviriler yapmaz, gerçeğin üstünü
örttüklerine yanarlardı. Ama maalesef iş bununla da kalmamış,
bırakın meali düzgün yazmayı, o Kur'an’ı insanlara dini kurumlarda ve
camilerde anlatmak da toplumun bilgi ve fikri yeterliliği açısından çoğu zaman ortalamanın bile altında olan kişilere bırakılmıştır.
Peki, neden gündüz değil?
"Çünkü gündüz, senin için uzun uğraşılar vardır" (Müzzemmil-7)
Aslında çok kolay anlaşılır ve net cümleler bunlar. Düzgün
çevrildiklerinde akademik bir eğitime asla muhtaç bırakmayan, herkesin anlayabileceği şeyler. Ancak Kur'an’ın dışında dayatılan öyle bir sanal yani iftira bir din var ki, bu basit şeyler bile gözden kaçırılıyor. Gece okumaları tanımlanırken gündüzün nelere ayrılabileceği de açıkça belirtiliyor. Yani kimsenin “gündüz işten güçten ibadet yapamıyorum” diye kendini kınamasına ve kaygılanmasına gerek yok.
Çünkü bir önceki gece, az da olsa kolayına gelen miktarda Kur'an
okuyup düşünen birisi, ertesi gün zaten kolay kolay Allah’ı unutarak iş
yapmaz. Ama ne dediğini bilmeden geceleyin teheccüd namazı kılan
kişinin, ertesi gün yaşadığı uğraşlarda Kur'an’a, Allah’ın verdiği ilme
ve hikmete göre nasıl davranması gerektiğini hiç bir zaman bilmeyecektir. Ezan okunduğunda camiye gitse de yaptığı işi Allah’ın öğrettiği gibi yapacak
yeterli bir bilgisi zaten yoktur. Alışveriş yaparken, işinde çalışırken,
patronla ya da işçisiyle konuşurken, minibüse binerken, önünden
insanlar geçerken aklına Allah ve Allah’ın öğrettiği şeylerin gelmesi mümkündeğildir. Çünkü kitabından haberi yoktur.
İnsanlara ezilirken ya da kendisi başka insanları ezerken ne halde
olduğunu düşünmez. Dua ederken kimden ne isteyeceğini bilemez.
Allah’tan istediğini zannederken O'dan başkasının yardımını ister.
Allah’a dua ettiğini zannederken ettiği duanın davacısı olmaz. Her
işinde Allah’ın değil hep birisinin gelip onu kurtaracağını zanneder.
En ufak bir sorunda bile psikolojik durumu altüst olur.
Müzzemmil süresinde kişi okumaya, akletmeye ve düşünmeye sevk
edilirken sadece fikren yalnızlaşan kişiye değil, onun diğer insanlara
karşı, daha doğrusu uyanmayanlara ve gerçeği yalanlayanlara karşı
nasıl davranacağına dair de öğütler vardır.
"Onların söylediklerine karşı sabret ve onlardan güzellikle ayrıl"(Müzzemmil-10)
Buradaki “güzellikle ayrılış” veya “güzellikle ayrı gidiş” onlardan
hayatın içinde fiziksel bir ayrılış değildir. Gerçeğe uyanan insanın ona bu yüzden düşman olanlardan fikren ve bu fikrin açtığı yol
bakımından ayrı gitmesidir. Yoksa artık onlarla alışveriş yapmaması,
konuşmaması, yaşam şartlarının gerektirdiği durumlarda onları yok
sayması değildir. İstenen, tüm çabalara rağmen gerçeğe ikna olmayan
bu kişilerin daha fazla ikna edilmeye çalışılmamasıdır. İlmi verenin
Allah olduğunun unutulmamasıdır.
Müzzemmil süresi benzer öğütlerle devam eder ve ardından
surenin en uzun olan yukarıda konuştuğumuz son âyeti gelir ve
tüm bunları anlayabilmenin okumaktan ve düşünüp akletmekten
geçtiği hatırlatılır. Sürenin en başında öğütlenen “gece okuma”sına
dair biliş ve çarpıcı açıklamalar yer alır. Lütfen üşenmeyin ve âyeti
dikkatlice kelime kelime okumadan geçmeyin.
"Şüphesiz ki Rabbin, senin ve beraberindeki bir tâifenin gecenin üçte ikisine yakın yani yarısı veya üçte birinde ayakta olduğunu biliyor.
Gece ve gündüzü ölçü çerçevesinde düzenleyen Allah, sizin onu hesap
edemeyeceğinizi ve bundan dolayı özrünüzü bilir.
O halde kolayınıza gelen kadar okuyun/akledin.
Allah sizden hastalar olduğunu, diğerleri içinde Allah’ın fazlını aramak
için yeryüzünde dolaşanlar ve Allah’ın yolunda savaşanlar olduğunu
da bilir.
O halde ondan kolayınıza geldiği kadarını okuyun.
Salât'ı (ikame edin) ayakta tutun yani zekât'a (arınmaya) gelin yani
Allah’a güzel bir borç verin yani
önceden hayır olarak ne takdim ederseniz Allah'ın indinde kendiniz için onu daha hayırlı ve daha azim bir mükafat olarak bulacaksınız yani
Allah’a istiğfar edin.
Muhakkak ki Allah Ğafur'dur, Rahim'dir.
Âyette geçen “hesap edemeyeceğinizi biliyor” denen şey nedir acaba? Sadece gece ve gündüzün ne kadarına bu okuma işinin ayrılacağı mı? Neden Allah bu kadar önem veriyor bu hesap işine acaba? Bana göre, burada hesap edilemeyecek olan şey, okumaktan gerçeğin hazzını alan ve bu hazla düşünen kişinin zamanın nasıl geçtiğini anlayamayacağıdır. Bu nedenle “sabahlara kadar okuyup
tüm zamanınızı harcamayın” öğüdü vardır burada. Çünkü “gündüz
uzun uğraşlarımız vardır” belirtisi de bu öğüdü daha önce
tamamlayan bir ifadedir. Üzerimize bırakılan ağır sözün mesuliyet
hissinin omuzumuzu çökertmesini Allah’ın istememesidir.
“Kolayımıza geldiği kadar okumamızla” çok uzatmayıp gecenin uyku için ayıracağımız kısmının da olması gerektiğine dair şu kadar
zamanı aşmasanız iyi olur şeklinde ince ve merhametli bir uyarı
vardır burada. “Abartıp da kendinizi hırpalamayın” merhameti mevcuttur.
Sabahın soğuğunda pazar yerinde tezgâh açacak olan, gün
doğmadan fırına ekmeğini sürecek olan, poliklinik saatinde beş
dakikalık muayene için sırada bekleyecek olanlar var.
Öğrencilerine insan olduklarını unutmadan ders anlatacak
öğretmenler, hastasının derdini çözmeyi kendi derdi gibi görecek
doktorlar, merhametli hemşireler, emniyet sağladığı yeri kendi evi
gibi koruyan güvenlikçiler, bir çok zorluğun içinde görev yapacak askerlerimiz ve polislerimiz,
davasına yetişecek adaletli hukukçular, az da olsa halkına hizmet için idari makamına koşacak insanlar var. Ve daha niceleri…
Emin olun ki, Allah hepsinin farkında.
Çeşitli nedenlerle sizin gibi yapamadıkları için sizin gibi
okuyamadıkları için kendisini suçlu hissedenlere bile lütufkâr bir
haber uçuruluyor bu âyette. Dinin ve kitabın içine abartılı biçimde dalıp
da hayatı ve an’ı es geçenler olmamalıyız. Tam aksine hayatımızı daha bir bilinçle, özgüvenle, şuurla ve erdemle yaşamalıyız. Üstelik daha çok bilmek yetmez, hayata uygulamak daha önemlidir. Uykusuz kalıp ertesi gün işinizde gücünüzde mecalsiz kalmayın diye bir izdüşümü var bu âyette. İsterseniz yukarıya dönüp âyeti bir kez daha okuyun. Bu
merhametleri ve belki de benim gördüğümden daha
fazla izdüşümünü siz göreceksiniz.
"Sabah, akşam Rabbinin adını zikret. Gecenin bir bölümünde O'na
secde et ve O'nu uzun tesbih et"(İnsan-23,24, 25, 26, 27)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder